KIRIK AÅžK AÄžRISI SOLDA

6/3/2007 · Kategori: Edebiyat

KIRIK AÅžK AÄžRISI SOLDA


 

 

Dipnot düÅŸülmeyen günler sık sık
azınlık günler daldıkça uzaklara
soluğuma oturuyor eski bir şarkı
Belleğimde yeşeren ulaşılmazlık
iki yanı aÄŸaçlı yolda
göz kırpıyor yaralı


Gitmenin zamanı geldi artık

Bir çift güvercin kanadının
iki yanı aÄŸaçlı yolda
çocuk hevesime bıraktığı gölge
belleÄŸimi sorguladıkça canım acıyor

Kendi zıddına dönüÅŸen her ÅŸeyin adının
ansızın konulmadığı bir ülke var
Kırık aşk ağrısı solda

Belki bütün talihsiz hatıralar
aynı ağacın dallarında mevsimi karşılıyor
resimlerde eskimeyen gökyüzü aynı
AÄŸaçlı yolun iki yanında endiÅŸe
güvercin konuÅŸunu ağırlıyor
nihavent ÅŸarkıların sözü aynı
yaz bitimi tüm hevesler sonbahar

 

Bir çift güvercin kanadının
gölgesine sığınan ölümsüz çıvgın
ardımsıra gelip ağlasın neyleyim
bir başka baharın sunduğu karanfil
umurumda deÄŸil
kırık aşk ağrısı solda


Sen eylül darbesi sönümüyle kaybol da
ben ardınsıra sabah aklanıp geleyim
İki yanı aÄŸaçlı yolda
son kez yürürken asiler deminde
ömrümle barışık öleyim

 

 

BABÜR PINAR

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

KARA SEVDA

13/2/2007 · Kategori: Edebiyat


Zemheri vaktidir dışarıda ayaz var
çok üşümüş olmalısın yüzün kar
yorulduğun eski tüfek kalkışından belli
Sevişmenin tam ortasında yıkılmış sırça köşk
kırık camlar sana kalmış bakışından belli

 

Umarsız halkın beklediği Mesih kuruntudur
Sen bir elma ağacısın bereketli
gölgene çocuk sevinci getirir bahar yeli
meyve zamanı ertelenmez gelir aşk
inadına beklersin hep tek başına vakur

 

Neden bazı kadınlar en çok begonyayı sever
omuzlarında uzakların avuntusu keder
Anlaşılmıyor güz kırgını bahçeye söylediğin
sözün sınırı soluğun hükmü kadar
belli ki eylülden beri yaralı gençliğin

 

Aşk ateşi ısıtır sanıyorsan
aklından geçmeyen ihtimalle yanılırsın
Cehennem ateşiyle aşk gönlü kavurur belki
ama açık denizde bir sandal gibi
yalnız ve savunmasız kılar bedeni

 

Neden bazı kadınlar fesleğen koklayınca ağlar
kırıldığın cam kalbin atışından belli
Dikensiz gülün ömrü ne kadar
konuşmanın ortasında düşmüşsün yalnızlığa
cümlen üşümüş soluk alışından belli
bir devrimin ortasında çıkmışsın ıssızlığa

 

Her kitabınca bildiğin fikir
“mutlu son”la biten filmlerdeki gerçek deÄŸil
Özgürlüğünden uzakta kanıyorsan
çiçeklerin en incitenidir
umut yolcusuna sunulan karanfil

 

Deli olma gelgitlerden korumaz seni
zindanlarda denenmiş dövüşkenliğin
Açık denizlerde aşk korsanlığın eski masal
hançeri örter atlas yüzlü gömleğin
Gülün cazibesine karşı yamanlığın eski masal
bırak sözcüklerle oynamayı hayat seyrinde akar

 

Zemheri vaktidir dışarıda ayaz var
dalar yüreğine zehir gibi
kara sevda ömre zarar 
 

 

BABÜR PINAR

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

ÖLÜM ERKEN

16/1/2007 · Kategori: Edebiyat


 

Ah çocuk senin
ne büyük ellerin var öyle
sıksan suyunu çıkaracaksın fesleğenin
Bahçede gül ağacı endişeli
rüzgar ‘kış geldi’ ÅŸarkısını söyledikçe
titriyor bam teli

 

Herkesin derdi kendine çetin
Ellerini kavuran ağrı
umurunda deÄŸil uykusuz kentin
gözleri düş çanağı

 

Ah çocuk senin
ne büyük ellerin var
ezsen yağını çıkaracaksın zeytinin
Sevdiğinin kara gözleri fevri
gülü koklarken dikenin söylediği
hiç aklından çıkmıyor
Öfke nöbetinde içi acıyor ellerinin
aşka zaman bırakmıyor kara sancı
belleğin hüzün batağı

 

Ah çocuk senin
ne iri gözlerin var öyle
baksan kalbinden vuracaksın saati
Seni bağrına basan annenin
verecek maralı yok ölüme
Ayaklarının altındaki cenneti
gömüyor toprağa umarsız
Bakmıyor gitmeyi hatırlatan kuşlara
mevsimsiz beyaza dargın
Çekip gitmeyesin diye yalnız
zıt kutbunda duruyor hayatın

 

Ah çocuk senin
ne büyük ellerin var
kalbin de bir o kadar büyük
gittikçe ağırlaşıyor göğsünde kara yük
Kimse bilmez kimsenin derdini
Küçük bir kelebeğin
gökyüzüne umarsız uçuşu
kanatır mı alıcıkuÅŸun kalbini
Gözlerinde erken ölüm duruşu
karartma geceleri yanar
Ah çocuk senin
kalan ömrün ne kadar 
 

 

BABÜR PINAR

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

HÜZÜN KANATSIZ KALMAKTIR

8/1/2007 · Kategori: Edebiyat

HÜZÜN KANATSIZ KALMAKTIR

     

Hani nerde bize bırakılan düş
ateşi soğutan bir öpüş
yalnızlık kadar üşütmez dudağı
Herkesin yaşanabilir sandığı
kardeşçe üleşmek nerede
nerede kendi halinde akan nehir
Neden serin bir öpüşe susamış
bedbin insana zor gelir misafir
Omuz omuza yürümek yolculuklarda
ağrılı bir istemdir beleğimde halâ
hayatla soluk soluÄŸa seviÅŸmek nerede

Senin istediğin acı çekmekse eğer
kara bir adresten gelen çuvala
koy gençlik anılarını sakla
Yeni bir yolculuğa başlarken ansızın
neleri götürdüğünü hatırlatınca kaygın
dönüp söver umuda kanlı kültür
maviye giden yol rotasını terkeder

Gözyaşı ne kadar ıslatırsa ıslatsın
renkleri çağırmaz siyah beyaz keder
bencilliğin gölgesi düşünce
yoksunluğun soğuk yüzü görünür
İnsan yalnız kaldığında önce
kanatlarının yokluğunu farkeder

 

BABÜR PINAR

 

 



Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

KARA YARA

26/12/2006 · Kategori: Edebiyat

 


Kara yara kapkara
ortasında can çekişiyor kırmızı
ve içinde kötücül irin
incinmiş beklentinin kabuğunu yakıyor
Kısa bir hayatın kör dibine kurşun
bıraksan uçacak narin susuşun
gül kurusu kahrını bırakıyor
Kızılca kıyamet kanıyor ağzı
umurunda değil hiç kimsenin
kara bir duruşa bürünmüş yara

 

Kara kapkara yara
etrafındaki mor halkalara
bulaşmış ölümcül erk
Derin öğürtüden süzülerek
dudağından aşağılara sarkıyor sızı
Akşam yemeğinden önce beylerin
iştah açtıran pembe şaraba
baktıkları gibi bakıyor
savaşçılar kan düşmüş kitaba

 

Konuşmayan kan ıssızlığında
yalnızlığın saydam örtüsü
savaşa çekip gitme çağında
mendilden çaldığı mor çiçekli süsü
kırılgan gövdeye sunuyor
Kara yara kapkara
zifiri endiÅŸeyle akan zaman gibi
beyaz gün içine çıkmaktan utanan
sözleri lanetli insan gibi
Sürükleyen sırrı içinde
kiralık düşler satan roman gibi
kara kapkara yara
İki göze tebelleş yalan
nasıl içeri sızmak isterse öyle
mavi bir çocuğun göğsüne tutunuyor

 

Bir çocuğun göğsünde zehir yara
kurşun yarası
kara kapkara

 

 

BABÜR PINAR

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

MEKTUP

12/12/2006 · Kategori: Edebiyat


 
Bekleyen kapılara giden
ilgiye muhtaç
yol delisi bir mektubum ben
pulsuz bir mektup
Kimi zaman sevinçli haber olup
coşarak akar içimdeki nehir
satırlara düşer gün ortası
Kimi zaman mevsimsiz bir anneye
giderim savaÅŸ vurgunu haberle
yeryüzünü oynatır imgesel kaldıraç
dökülür dilimdeki zehir
 
Bulutların arkasından bakan ağaç
oturur bahar bahçede
ne haber götürür gurbete
ne keyifli kuşların ardından
sılaya serin bir söz taşır
ne rüzgarla yarışır
Yaprakları söze muhtaç
kırılgan düşlere yazılan
kapı altında “görülüp” hapishanede
özlemi arkadan sürgüleyen
yanıtsız bir mektubum ben
 
Harabe gönlü avutur her zaman
evin yüreğini serinleten su
Buruk tatla güne başlarken
pencere önünde şaşırıp kalan
bir mektubum ben
İçim dışım çam kokusu
 

BABÜR PINAR

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

MEVSİMLER İÇİÇE

23/11/2006 · Kategori: Edebiyat

MEVSİMLER İÇİÇE
 
 

Ateş ovayı sardı
neden kimliğine halâ
yazılmadı baharın ikinci adı

Sevmenin kışı yok
zamansız çalar kalbi aşk
Ateş gönlü yakınca
ferman dinlemez
düş alır başından aklı
Kan kaynayınca
insan Ferhat olmalı

Hey yusufçuk
Bahar delisi çocuk
yaşıtsın benimle
kardeşimsin tarihimiz içiçe
ağaçlarımız komşudur
şarkılarımızı bezer aynı renkler
Ah ne olur ne olur
aşk zamanı gelince
bana da haber ver
 
 
BABÜR PINAR

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Savaş ve Barış Şiirleri

10/11/2006 · Kategori: Edebiyat

 

 

BARIŞI KARŞILAYAN ÇİÇEK KAN

 
 

Yağmurun yüreğindeki acıyı sağarak
rüzgar kan getiriyor hışırdayan sesinde
Antik bir şarkıya alkış tutuyor
tahrip edilmiÅŸ hayat
Kentin üç no.lu güney antresinde
nehrin ağzındaki yaraya tutunarak
kan kusuyor
barış resminde vurulan at

Siz derin uykudasınız
Gözlerinizin ferinde kurtçuklar
ateşliyor kesik damarların büyüsünü
Gemici feneri kafatasınız
belli belirsiz ışık veriyor uzağa küskün
Siz duymuyorsunuz çığlığı
Rüzgar dingin bir sesle fısıldıyor
nehirden getirip sokağa bıraktığı
“Fırat kenarında yüzen kayıklar
Anam aÄŸlar yarim beni sayıklar” türküsünü
Sandallar son seferden elleri boş dönerek
ağrısını kuma bırakıyor
Hiç anlamıyorsunuz belli
suçunu kabul eden afatın
ceviz ağacına söylediklerini
Hemen yanıbaşınızda hergün
petrolün şehvetiyle sürüyor yangın
iğdiş edilmiş ormanın sesine sinerek

Acıtan yük dolduruyor meydanı
Çıplak ağaçların yüzüne sıçrayan kanı
öyküsüz kuşlar içiyor görmüyorsunuz
Ve zehir oluyor kuşların kursağında su
Gözleriniz yoksul gözleriniz kan çanağı
Halksınız ölmüyorsunuz
Değirmenle barışık rüzgarın uğultusu
buğdayın türküsünü dolamış diline
İçtiğiniz şarap yediğiniz ekmek kan
Her yeri kan tutmuş yattığınız döşek kan
Hissetmiyorsunuz aptal ıslatan sağanağı
Taş tanrıların savaşta yitirdiği sırsınız
Kasırganın habercisi kara gürültü
kapatmış kulaklarınızı sağırsınız
Duymuyorsunuz gölgelerin serin hüznünü
Suya düşmüş barışı karşılayan çiçek kan

Birazcık çevirseniz başınızı göreceksiniz
toprağa acı veren savaşı
Gözleriniz bakmaktan çatladığında anlayacaksınız belki
Rüzgarın hesapsız kanlı yakarışı
komşu ülkenin yüreğinden
söküp getirdiğini
 

BABÜR PINAR

 
 

SU KURUDU

 

Bereketli kaynağına ağzını dayayıp
kana kana su içmek
artık çok gerilerde kaldı
Duyulmaz oldu ırmağın kıyısında kalmayıp
yılları sırtına yükleyerek
dağın gırtlağına gelip oturan şarkı

Kara altını aldılar toprağın derin karnından
geldiÄŸi yeri unuttu durgun su
Kesif iÅŸgalin estirdiÄŸi ateÅŸ
ve ülkemin bereketli sırtına oturan talan
şarkın kanını kuruttu
Kireçli toprak doldurdular bahçeye
artık keyifle uğramıyor pencereye
herkese eşit can dağıtan Güneş

Neden bütün türkülerimiz
analarımızın yüzü kadar ağrılıdır
defalarca sor bu soruyu kendine
neden her gün usanmadan ışık
bedenimizi ısıtırken ağladık
Neden kentin bir ucundan kalkıp
diğer ucuna geçip giden izinsiz
ıslığın kanadı ansızın kırılır
güvercinleri çağıramaz
Derin yeraltı dehlizinde ışıldayan kalp
yitirdiği adını bırakır yeryüzüne
Neden şiir kesik damar için bağıramaz

Yakarıyorum su ömürlü insanlara
Ömrünüzü kuruttu zifiri zemin
umarsızlık içinizi yakıp yıktı
ki soluğunuz da birikti bu kadar ağrı
Gelip geçerken bir merhaba deyin
rızkını sizden esirgemeyen zamanlara

Delik deşik coğrafyanın dirlik adı
densiz soykırımın sofrasında kaldı
su önce çocukların gözlerinde kurudu
Resmi tarihin bayrağındaki kahır
gelip kavurdu umudu
Tamamıyla yabancıydı dürzüler
yüzleri kavruk ve tüfekleri kusmaya hazır
rızkını çaldıkları ülkemi
tanımıyorlardı bile
o nedenle çelik ağızlı makinelerle
kazıyıp götürdüler
toprağın belleğinde filiz veren fikri

Kül ölüm ve kara ölüm
başka bir söz kalmadı
dil yırtığını avuntuyla yamadı
Ormanın derinlikleri kavruldu
birkaç ağaç kaldı kesik ve kara
sunulacak fer filiz yok yarına
Doru kısrağın üzerine oturdu zulüm
vazgeçilmeyen töz unutuldu

Sana söz veriyorum yüreğim
gözlerimin ağını susuz toprağımı
bırakıp gitmeyeceğim
sonuna kadar yakacağım ocağımı
BindokuzyüzyetmiÅŸyedi ‘1 mayısın da “
Taksim deki o ÅŸiirsiz meydanda
yüzü çıplak silahlar konuştuğunda
kalakalmış an için
yalın söze düşmüş kan için
yapacağım bunu
ve bir büyük düşün militanı olan insan için
önüme katıp yaz yağmurunu
yarası kabuk bağlamış annelerin
penceresine konuk olacağım geceleri

Sana söz veriyorum yüreğim
Yaşam gücüm kalmadığında belki
fitilini ateşleyerek öleceğim

 

BABÜR PINAR

 
 

SAVAŞ ÖLÜMDÜR

 

Toprağa düşen cemrenin kutsadığını
öpüp kaldırdı yeminler rafına
cehennemine ormanı taşıdı halk
yüreğindeki lavı harlayarak
akıttı kurumayan kanı
mazlum kimliÄŸinde inkar
suçu yüzüne vurdu soykırımın
Savaşın ve aşkın
gök gözlü tanrısı İştar
çekirdeğin içindeki zaafına
şükredip bekledi somurtarak
Birbirinin üzerine yığıldı yıllar
bırakıldığı gibi kaldı darmadağınık
yeryüzüne yığıldı yıllar

Seçilmiş ağustos doğumlu çocuğu
koynuna aldı utançlı güz
deli kanı sunağa itekledi
dayanıklı evin önüne çamuru yığdı su
Kangren ayaklarını sürüyerek savaş belası
kusurlu ve yaşanılası
sade hayatı oldukça uzağa itekledi
Her şey açıkça oldu güpegündüz

Giderken neşeli çığlık bırakıldı gökyüzüne
süslü cümleler içinde kayboldu acı kelime
Savaş kördüğümdü günler durdu
ilk çığlık kapıya vurdu
gidenler geri dönmedi
ateşti haber düştüğü evi yaktı kavurdu
kara zılgıt deşti kangreni
Kadınlar siyaha büründü bütün kış
savaş ölümdü günler durdu
gelinlik kızlara sataşan uğursuz bakış
her evde baş köşeye oturdu

Çocuklar babasız gitti törene
kentin kapısına acılarını vurarak
köklü ağaç gibi sendeledi analar
kara önlüklerinin yamalı yüzüne
oÄŸul resmi iÄŸneledi analar
O yılsonunda evlerin omurgasını kırarak
uğultulu dehşeti sürükledi
oğulsuz kente rüzgar

gidenler geri dönmedi

 

BABÜR PINAR

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

KUŞLAR İÇİN (Haiku)

9/11/2006 · Kategori: Edebiyat

 

Kalin

 

1
ÅžaÅŸarak bakar
kurumuş gül dalına
bülbül şubatta

2
Kurumuş bir gül
sarsmayınca kalbini
ağlar mı bülbül

3
Söz hakkı ister
kanadı kırık serçe
kuÅŸ mitinginde

4
Gitmek zamanı
yüreği yaralı kuş
bekler baharı

5
İlkyaz sevinci
kalbinde solan serçe
ölür bahçede

 

 

BABÜR PINAR

 

 

BAHAR ve YAÄžMUR  (Haiku)

 

 

1
Sabaha karşı
sokağa düşen yağmur
görür telaşı


2
Yağmur sonrası
suskun bahçeye yağar
kuş cıvıltısı


3
Yağınca yağmur
neden kalbim üşüyor
Bahar kapıda


4
Düşü olmasa
bahçe baharsız kalır
Yağmur çığlıktır

 

 

BABÜR PINAR

 
 
 
ŞİİR ÅžAİR  (Haiku)
 
 

1
Sokakta ÅŸiir
gezer afili
Yele sırt vermez şair

2
Åžiirin rengi
bahar cümbüşü
Şair imge işçisi

3
Düş bahçesinde
bin çiçek şiir
Cam kalbi kırmaz şair

4
Susarsa bir kuÅŸ
yaşanır kopuş
şaire küser şiir

5
Åžairlik biraz
seçilmiş yalnızlıktır
AÅŸk sorgulanmaz

 

 

BABÜR PINAR

 

KIÅž İÇİN  (HAUKİ)

KIÅž İÇİN  (Haiku)

 

 

1
Serer örtüsünü kış
Gül bahçesinin
yüzü bir karış

2
Aldırmaz ki kar
kuş telaşına
kenti beyaza boyar

3
Kış örtüsünü
serince topraÄŸa bak
lal olur sokak

4
Hiç umursamaz
sakız satan çocuğu
sokakta ayaz

5
Savıp ayazı
düş sunar çocuklara
pastırma yazı

6
Donarsa beyaz
düş elleri ısıtmaz
Eğrilir yazı

 

 

BABÜR PINAR

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »