Savaş ve Barış Şiirleri

10/11/2006 · Kategori: Edebiyat

 

 

BARIŞI KARŞILAYAN ÇİÇEK KAN

 
 

Yağmurun yüreğindeki acıyı sağarak
rüzgar kan getiriyor hışırdayan sesinde
Antik bir şarkıya alkış tutuyor
tahrip edilmiş hayat
Kentin üç no.lu güney antresinde
nehrin ağzındaki yaraya tutunarak
kan kusuyor
barış resminde vurulan at

Siz derin uykudasınız
Gözlerinizin ferinde kurtçuklar
ateşliyor kesik damarların büyüsünü
Gemici feneri kafatasınız
belli belirsiz ışık veriyor uzağa küskün
Siz duymuyorsunuz çığlığı
Rüzgar dingin bir sesle fısıldıyor
nehirden getirip sokağa bıraktığı
“Fırat kenarında yüzen kayıklar
Anam ağlar yarim beni sayıklar” türküsünü
Sandallar son seferden elleri boş dönerek
ağrısını kuma bırakıyor
Hiç anlamıyorsunuz belli
suçunu kabul eden afatın
ceviz ağacına söylediklerini
Hemen yanıbaşınızda hergün
petrolün şehvetiyle sürüyor yangın
iğdiş edilmiş ormanın sesine sinerek

Acıtan yük dolduruyor meydanı
Çıplak ağaçların yüzüne sıçrayan kanı
öyküsüz kuşlar içiyor görmüyorsunuz
Ve zehir oluyor kuşların kursağında su
Gözleriniz yoksul gözleriniz kan çanağı
Halksınız ölmüyorsunuz
Değirmenle barışık rüzgarın uğultusu
buğdayın türküsünü dolamış diline
İçtiğiniz şarap yediğiniz ekmek kan
Her yeri kan tutmuş yattığınız döşek kan
Hissetmiyorsunuz aptal ıslatan sağanağı
Taş tanrıların savaşta yitirdiği sırsınız
Kasırganın habercisi kara gürültü
kapatmış kulaklarınızı sağırsınız
Duymuyorsunuz gölgelerin serin hüznünü
Suya düşmüş barışı karşılayan çiçek kan

Birazcık çevirseniz başınızı göreceksiniz
toprağa acı veren savaşı
Gözleriniz bakmaktan çatladığında anlayacaksınız belki
Rüzgarın hesapsız kanlı yakarışı
komşu ülkenin yüreğinden
söküp getirdiğini
 

BABÜR PINAR

 
 

SU KURUDU

 

Bereketli kaynağına ağzını dayayıp
kana kana su içmek
artık çok gerilerde kaldı
Duyulmaz oldu ırmağın kıyısında kalmayıp
yılları sırtına yükleyerek
dağın gırtlağına gelip oturan şarkı

Kara altını aldılar toprağın derin karnından
geldiği yeri unuttu durgun su
Kesif işgalin estirdiği ateş
ve ülkemin bereketli sırtına oturan talan
şarkın kanını kuruttu
Kireçli toprak doldurdular bahçeye
artık keyifle uğramıyor pencereye
herkese eşit can dağıtan Güneş

Neden bütün türkülerimiz
analarımızın yüzü kadar ağrılıdır
defalarca sor bu soruyu kendine
neden her gün usanmadan ışık
bedenimizi ısıtırken ağladık
Neden kentin bir ucundan kalkıp
diğer ucuna geçip giden izinsiz
ıslığın kanadı ansızın kırılır
güvercinleri çağıramaz
Derin yeraltı dehlizinde ışıldayan kalp
yitirdiği adını bırakır yeryüzüne
Neden şiir kesik damar için bağıramaz

Yakarıyorum su ömürlü insanlara
Ömrünüzü kuruttu zifiri zemin
umarsızlık içinizi yakıp yıktı
ki soluğunuz da birikti bu kadar ağrı
Gelip geçerken bir merhaba deyin
rızkını sizden esirgemeyen zamanlara

Delik deşik coğrafyanın dirlik adı
densiz soykırımın sofrasında kaldı
su önce çocukların gözlerinde kurudu
Resmi tarihin bayrağındaki kahır
gelip kavurdu umudu
Tamamıyla yabancıydı dürzüler
yüzleri kavruk ve tüfekleri kusmaya hazır
rızkını çaldıkları ülkemi
tanımıyorlardı bile
o nedenle çelik ağızlı makinelerle
kazıyıp götürdüler
toprağın belleğinde filiz veren fikri

Kül ölüm ve kara ölüm
başka bir söz kalmadı
dil yırtığını avuntuyla yamadı
Ormanın derinlikleri kavruldu
birkaç ağaç kaldı kesik ve kara
sunulacak fer filiz yok yarına
Doru kısrağın üzerine oturdu zulüm
vazgeçilmeyen töz unutuldu

Sana söz veriyorum yüreğim
gözlerimin ağını susuz toprağımı
bırakıp gitmeyeceğim
sonuna kadar yakacağım ocağımı
Bindokuzyüzyetmişyedi ‘1 mayısın da “
Taksim deki o şiirsiz meydanda
yüzü çıplak silahlar konuştuğunda
kalakalmış an için
yalın söze düşmüş kan için
yapacağım bunu
ve bir büyük düşün militanı olan insan için
önüme katıp yaz yağmurunu
yarası kabuk bağlamış annelerin
penceresine konuk olacağım geceleri

Sana söz veriyorum yüreğim
Yaşam gücüm kalmadığında belki
fitilini ateşleyerek öleceğim

 

BABÜR PINAR

 
 

SAVAŞ ÖLÜMDÜR

 

Toprağa düşen cemrenin kutsadığını
öpüp kaldırdı yeminler rafına
cehennemine ormanı taşıdı halk
yüreğindeki lavı harlayarak
akıttı kurumayan kanı
mazlum kimliğinde inkar
suçu yüzüne vurdu soykırımın
Savaşın ve aşkın
gök gözlü tanrısı İştar
çekirdeğin içindeki zaafına
şükredip bekledi somurtarak
Birbirinin üzerine yığıldı yıllar
bırakıldığı gibi kaldı darmadağınık
yeryüzüne yığıldı yıllar

Seçilmiş ağustos doğumlu çocuğu
koynuna aldı utançlı güz
deli kanı sunağa itekledi
dayanıklı evin önüne çamuru yığdı su
Kangren ayaklarını sürüyerek savaş belası
kusurlu ve yaşanılası
sade hayatı oldukça uzağa itekledi
Her şey açıkça oldu güpegündüz

Giderken neşeli çığlık bırakıldı gökyüzüne
süslü cümleler içinde kayboldu acı kelime
Savaş kördüğümdü günler durdu
ilk çığlık kapıya vurdu
gidenler geri dönmedi
ateşti haber düştüğü evi yaktı kavurdu
kara zılgıt deşti kangreni
Kadınlar siyaha büründü bütün kış
savaş ölümdü günler durdu
gelinlik kızlara sataşan uğursuz bakış
her evde baş köşeye oturdu

Çocuklar babasız gitti törene
kentin kapısına acılarını vurarak
köklü ağaç gibi sendeledi analar
kara önlüklerinin yamalı yüzüne
oğul resmi iğneledi analar
O yılsonunda evlerin omurgasını kırarak
uğultulu dehşeti sürükledi
oğulsuz kente rüzgar

gidenler geri dönmedi

 

BABÜR PINAR

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!Arkadasina Gönder!

0 yorum yazilmistir

« Önceki :: Sonraki »