DEVLET BUNU HEP YAPIYOR
22/3/2008 · Kategori: Politika
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, AKP hakkında kapatma isteği ile dava açtı. Davanın konusu AKP’nin din referanslı bir parti olması. Parti kapatma istemi ile dava açılması, yeni bir eylem değil; üstü örtülse de, kıyamet koparılmasa da; şu anda Demokratik Toplum Partisi (DTP) hakkında da kapatılma istemiyle bir dava açılmış durumda. Her iki partinin ortak yanı; resmi ideolojik ezberin dışında bir söyleme (eyleme değil) sahip olmalarıdır. Türkiye siyasasının çifte standart tutumunun bir örneği, bu partiler hakkında dava açılma sürecinde somut olarak görüldü. MHP bu çifte standart uygulamanın sözcülüğünü ve öncülüğünü açık seçik sergiliyor. AKP’yi kurtarmak için canhıraş bir gayretle, anayasanın ilgili maddesini değiştirmek gerektiğini söyleyen MHP sözcüleri; ancak bu değişiklikten DTP’ nin yararlanmaması için önlem alınması gerektiğinin altını çiziyorlar. DTP’ yi düzen için tehlikeli gören MHP; AKP yi tehlikeli görmüyor. (DTP ye karşı mücadele etmeği milliyetçiliğinin ve devletçiliğinin kanıt olarak gören MHP; mukaddesatçı parti olduğu iddiasının kanıtı olarak da AKP yi koruma, kollama tavrını her durumda gösteriyor.) Görünen o ki; MHP önderleri, AKP’nin burjuva düzenin has savunucusu bir parti olduğu ( ya da en az kendileri kadar tehlikeli olduğu) gerçeğini görmüş durumda. Bu gerçeği burjuva cumhuriyet devletinin diğer kurumlarının ve devletçi partilerin de görmesi uzun sürecek olsa da önünde sonunda bu gerçek kavranacak. Generalleri “düzen karşıtı parti olmadıkları noktasında ikna eden AKP önderleri, tam da işi yoluna koyma rahatlığı içerisindeyken, bir anda yargının tavrı nedeniyle az da olsa bir şaşkınlık yaşadılar. Kuşkusuz AKP önderlerini en çok üzecek olan şey; DTP ile aynı muameleye (!) tabi tutulmaktır. Burjuva cumhuriyet kurumlarının, resmi ideolojik ezberin katı savunusu üzerinden kendilerini konumlandırmalarına karşın; bu iki parti, resmi ezber dışı (karşıtı değil) söyleme sahip olmaları nedeniyle yargılanıyorlar. Geç de olsa bir süre sonra, bir gerçek daha görünecek; DTP’ nin Kürt ulusal referanslı; ama burjuva programa sahip düzen partisi olduğu gerçeği. DTP İteklendiği yerde bir karşı duruş göstermek zorunluluğu hasıl olduğu için düzen dışı söyleme ulaşan bir partidir. T.C devletinin, Kürtler lehine biçimsel değişimini istese de; DTP’ nin devleti yıkmak gibi hedefi olmadığı da bir siyasi olgudur. Resmi ideolojinin en net temsilcisi olan MHP”nin başbuğu bay Devlet önünde, ceketinin düğmelerini ilikleyerek, elini sıkan DTP eş başkanının devlete bağlılığını ilan edişinde samimi olduğu ortaya çıkacaktır. Hayat en iyi öğreticidir.
Burjuva devlet, düzen dışı girişimlere karşı, gerekli önlemleri alır. Burjuva demokrasi ne kutsaldır ne de sınırsız hoşgörülüdür. Hoşgörü sınırları devletin gücü oranda çizilir. Devlet güçlü değilse; gerçekleştirdiği pratik, düzen partisi olduğunu kanıtlasa da; düzen dışı söylemi var olma gerekçesi yapan partilere göstereceği tolerans sınırlıdır. Devletin organları bu partilerin geriletilmesi ya da dağıtılması için elindeki olanakları kullanmakta tereddüt etmez. Bu partilerin siyasal arenadan silinmesi için gereken tedbirlerin alınması da toplum tarafından “normal” karşılanır. Ancak burjuva demokrasisinin; gerçek demokrasi olduğunu sanan bazı küçük burjuva ideologları, burjuva devletin bu tavrı gösteremeyeceği hayaline kapılarak; eylemin burjuva demokrasisinin özüne ters olduğu, “demokrasi ayıbı olduğu” iddiasında bulunurlar. Ama gerçek şudur; bütün sınıf iktidarları, tarih boyunca kendilerini korumak için her yola başvurmuşlardır. Burjuva cumhuriyeti de bir sınıf devleti olarak kendini savunur. En demokratik burjuva devlet dahi sınıfsal vasfı gereği; düzen karşıtı eylemleri şu ya da bu şekilde ama mutlaka engeller. Altının oyulmasına ve yaşamına son verilmesine rıza gösteren bir “burjuva devlet”, pratik olarak devlet olma niteliğini yitirmiş demektir. Devlet kendini koruma olanaklarına ve araçlarına sahiptir. Burjuva demokrasisinde bu olanaklar daha fazladır. Bu normal bir durumdur. Anormal olan, bir sınıf devletinin kendini yıkma düşüncesine ve eylemine hoşgörüyle bakabileceği savıdır.
Devletin siyasi partilere karşı tedbir alması olağandır. Bir siyasi parti mecliste çoğunluğu oluşturmuş ve hükümet eder durumda olmasına rağmen; bu partinin “düzen dışı” sayılarak, diğer devlet aygıtları tarafından hasım (!) ilan edilmesi de mümkündür. Genel anlam da bu olağan bir durum iken; sınıf iktidarı sorununu kavramayan toplumlar ve gruplar açısından bu hal, olağan dışı görülür. Bu durumun örneği; Türkiye’de askeri darbelerle, muhtıralarla, Anayasa mahkemelerinin icraatlarıyla daha önce sergilendi. Daha önce gerçekleşen eylemlerin bir benzeri, bugün “yeni” bir versiyonla sahnededir.
Devletin yasama (Meclis,) yürütme ( Cumhurbaşkanlığı, Bakanlar kurulu, Ordu, Bürokrasi) ve yargı organları; genel anlamda ve kesin bir biçimde kapitalist sistemin koruyucusudur. Ancak bu duruma rağmen; devletin organları arasında çelişki, görüş farklılığı ve uzlaşır çatışma yaşanabilir. Bu organlar arasında bir çelişki olduğu gibi; organların alt birimler arasında da tutulan yola ilişkin görüş farklılıkları olabilir. Örneğin ordu ile parlamento, ya da ordu ile bürokrasi, ordu ile hükümet arasında çelişki kaçınılmaz var olur. Bu doğrudan toplumsal ilişkilerin karmaşık olmasına ve sınıf çatışmalarının durumuna bağlı olarak, toplumsal ilişkilerin farklı biçime bürünmesinin mümkün olmasına ve bu nedenle toplumsal durumun biçimine ilişkin farklı görüşlerin bu birimler tarafından savunuluyor olmasına bağlıdır. Kaldı ki bir burjuva iktidarın ana unsurları arasında dahi çelişki mümkündür. Örneğin siyasi kurumlarla ya da ideolojik unsurlarla iktisadi alan aktörlerinin (Sermaye sahiplerinin ) aynı görüşleri birebir savunması mümkün değildir. Bütün bu iktidar aygıtları arasında tek bağlayıcı ve birleştirici görüş kapitalist sistemin korunmasıdır. Çelişki ve görüş ayrılığı Kapitalist sistemin nasıl korunacağı ve nasıl düzenleneceğine ilişkindir. Kapitalist iktidarın farklı alanları arasında çelişkinin var olması; örneğin iktisadi alanın oyuncularının burjuva devletin yapısının değişmesini istemeleri ya da din ve okul gibi ideolojik kurumların yeniden yapılanmasını arzu etmeleri mümkündür. Bu istem nedeniyle, kapitalist iktidarın hiçbir unsuru; kendine hayat veren kapitalist düzen karşıtı bir duruş alma noktasına sürüklenmez.
Daha önce ordunun ve bugün de yargının, AKP hakkında takındığı tavrı, bu ilişkiler içerisinde kavramak mümkündür. Alışılagelmiş resmi görüşün katı temsilcileri olan ordu ve yargı kurumları; Söylemi nedeniyle AKP’nin düzen dışı parti olduğu iddiasındadırlar. Çelişkinin temelinde de bu “ters” algılama durumu vardır.
Burjuva düzen partileri, kapitalist devletin esas unsuru değildir ve gerek partilerin birbirleriyle ve gerekse partilerin devlet organlarıyla ters düşmesi daha gerçekleşebilir bir haldir. Ordu, yargı ve bürokrasi; doğrudan devletin asli unsurudur. Oysa partiler; göstermelikte olsa, halkın oyuyla devletin resmi kurumu olan meclise girebilirler ve hükümet olabilirler. Siyasi partiler ancak meclise girer ve çoğunluk elde edebilirlerse; devletin yasama ve yürütme organının “belli bir dönem için” unsuru durumuna gelirler. Bu durumda devletin esas unsuru olan meclis ve hükümet üyeleri, düzen dışı söylemini revize eder. Partinin nispi “bağımsız” vasfı sona erer. Hükümet olmadan önce dillendirdiği söylem ne olursa olsun bütün partiler, düzenin has savunucusu olurlar. Bu noktadan itibaren partinin, resmi ezberle olan görüş farklılığı; devletin kurumları arasındaki görüş farklılıkları niteliğini alır.
Toplumsal arenada yer alış biçimine bağlı olarak, kimi burjuva partilerin; düzen dışı bir söyleme sahip olabilmelerinin koşulları vardır. Burjuva düzen partileri; toplumun siyasi ve ideolojik eğilimlerini ve farklılaşmalarını gözeterek bir söylem ve eylem çizgisi edinirler. Toplumun nabzını eline alamayan burjuva düzen partisi kendiliğinden silinip gitmeğe mahkumdur. Bu nedenle, burjuva partiler, başarı kazanmak istiyorlarsa; toplumun farklılaşan ideolojik ve siyasi durumuna uygun söylem ve eylem içerisinde bulunmak zorundadırlar. Kuşkusuz düzen muhalifi toplumsal kesimlerin istemine karşılık gelen, düzen dışı söyleme sahip partiler, meclise girer girmez ya da hükümet olur olmaz, söylemlerini terk edemezler. Söylemlerinin devletin resmi söylemi ile uzlaştırırlar. Dolayısıyla meclis ve hükümet söylemde, Ordu, bürokrasi ve yargı kadar net ve katı biçimde resmi ideoloji taraftarı olamaz. Genel kapitalist düzenin korunması konusunda hemfikir olmak; kapitalist devletin ne şekilde yönetileceği konusun da da hemfikir olmayı gerektirmez. Bazı dönemlerde, devletin kurumları arasında tutulan yol konusunda fikir ayrılığının oluşması normaldir. Ancak bu “normal” sayılacak yönetim tarzı farklılaşması; özellikle devletin “kadir-i mutlak”, resmi söylemin kutsal sayıldığı ülkelerde; düzen karşıtlığı sayılabilir ve bu yöndeki kuşkular çatışmalara yol açabilir.
Devletin organları arasındaki çelişki ve çatışma; asıl olarak devletin resmi söylemi ile toplumun söylemi arasındaki çelişki ve çatışmanın tezahürüdür. Devletin, toplumun gereksinimleri ve isteklerini belirleyerek; tepeden inme, yukarıdan aşağıya toplum düzenlenişini sağladığı ülkelerde; devletle toplum arasındaki çelişki ve çatışmanın daha yoğun olması kaçınılmazdır. Bu nedenle kapitalist sistem sınırları içerisinde kalan, ancak söylemde, resmi ezberin dışına çıkan partilerin toplumun önemli kesiminin desteğini alması gerçekleşir. Bu partilerin hükümet olma durumunda, devletin asli aygıtlarının ve devletçi partilerin karşı eylemleri, bu partinin toplumsal desteğinin artmasına neden olur. AKP’nin son seçimlerde oyunun artmasında, devlet aygıtlarının ve devletçi partilerinin resmi söylemle AKP’nin üzerine gitmesinin önemli etkisi olduğu açıktır.
AKP’nin, çelişki ve çatışmanın içerisinde yeşeren, boy veren bir parti olduğu görülmelidir. Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulduğu günden beri; devletin asli unsurları; toplumun gereksinim ve isteklerinin ne olduğunu kendileri belirlediler. Bu yönetici elit, toplumun “iyiye” yönelmesini topluma rağmen, en iyi kendilerinin belirleyeceğine ve bu doğrultuda en iyi kararı ve doğru eylemi kendilerinin gerçekleştireceklerine ilişkin yargıya sahip oldular. Devlet kurumları kendinden menkul, değişmez ve değiştirilmesi düşünülemez, dinsel kılınmış, siyasi ideolojik yönetim tarzını içselleştirdi. Bu içselleştirme öylesine bir paranoya haline dönüştü ki, devletin asli kadroları, yönetme biçimine ilişkin en küçük bir görüş farklılığı gösteren kurumları dahi düzen dışı ilan ettiler. AKP gibi partiler; bütün güçleriyle kapitalist düzen için çalışıyor olsalar da; gayretleri ile tekelci kapitalistlerin ve emperyalist sermayenin takdirini kazanmış olsalar da; devletin has savunucuları nezdinde kuşkuyu kaldırmayı başaramadılar.
Ancak diğer yandan bakıldığında görülen gerçek şu ki; AKP gibi düzen partileri; toplumun önemli kesimini arkalarına alarak, meclisin çoğunluğunu oluştursalar da, hükümet etme olanağına ulaşsalar da; devletin asli aygıtları (özellikle de ordu) ile boy ölçüşecek bir güç olamayacaklarını kavrayamadılar. Hükümet olmakla, devletin kendisi ve egemeni olunabileceği ham hayaline kapılmanın son derece tehlikeli olduğunu görmezden geldiklerinde, başlarına ne geleceğini anlayamadılar. Ya da zafer sarhoşluğuyla erk organları arasındaki ilişkiyi tanımlayan durumu yadsıdılar. Bu partilerin önderlerinin bu gerçekliği anlaması yetmez; toplumsal tabanlarına da bu gerçeği açıklamaları şarttır. Yani Meclisin çoğunluğunu elde etmek ve hükümet olmak; devletin kendisi olmak demek olmadığı gerçeğini kendi kadrolarına yandaşlarına uygun bir lisanla belletmelidirler. Ya yoksa bu gerçek devletin diğer aygıtları tarafından belletilir, ama o zaman da faturası acı olur. Türkiye”de 1960 askeri darbesi ile bu gerçeği geç anlayan, Demokrat Parti önderleri siyasi cehaletlerinin bedelini canlarıyla ödediler. Daha sonra gerçekleşen askeri darbeler siyasi parti kadrolarına yeterince öğretici ders verdi. AKP önderleri; durumdan ders almadıklarından olacak; başlarından büyük işlere kalkıştılar. Devlet kurumlarıyla restleştiler. Davanın açıldığı ilk gün esip gürlemeyi sürdüren AKP önderleri daha sonra temkinli konuşmaya başladılar. Şimdi tüm kozlar sırayla, karşılıklı ortaya konulacak. Hesaplaşma, açık ve örtülü tüm biçimlerde sürecek. Kapitalist düzenin unsurları arasındaki çatışma çeşitli biçimlerde sürdürülecek. Sınıflar arası (işçi sınıfı ile burjuvazi) bir çatışma durumunun olmaması nedeniyle bu iç hesaplaşmanın gürültüsünün çok çıkacağı açıktır. Çatışmanın boyutları hangi tarafın boyunu aşarsa, o tarafın yelkenleri suya indireceği kesindir. Bu süreç içerisinde AKP kadroları devletin yapısını daha iyi tanıyacaklar. “Partileri millet kurar millet kapatır” sözünün “hoş bir seda” olduğunu öğrenecekler. ( Bu içi boş bir sözdür, Kapitalist hiçbir ülkede düzen partisini halk kurmaz halk da kapatmaz.) AKP önderleri; Türkiye’de devletin halkın hizmetinde olmadığı, aksine toplumun devlet için feda edilebilir olduğu gerçeğini kavradıkları oranda; toplum/ devlet çelişkisini yatıştırıcı bir rol üstleneceklerdir. Çatışmanın seyrine bağlı olarak, o anki duruma aykırı davranacak olanların tasfiye edilerek yola devam edileceği açıktır. Tasfiye olanlar, toplumsal gerçeğin sert yüzü karşısında dehşete düşerek; belleklerini kutsal acıların kemirgenliğine bırakacaklar ve devletin vasfı konusunda hidayete ereceklerdir.
Kuşkusuz burjuva cumhuriyet devletinin organları arasındaki küçük çatışmalar; Türkiye gibi iktisadi yapısı emperyalizme bağımlı olan ülkelerde gerçekleşen krizin çok daha derin yaşamasına yol açar. Krizin faturasını burjuvazinin ödemesini sağlayacak bir halk örgütlenmesi /gücü mevcut değilse, tekelci burjuvazinin krizden güçlenerek çıkma olasılığı artar.
Bir partinin (meclisin çoğunluğunu bu parti üyeleri oluştursa da) kapatılması ile oluşan yara iyileşir. Yani partilerin kapatılması devlet düzeni açısından ölümcül bir yara değildir. Oluşacak siyasi kriz kısa sürede atlatılır. Çünkü, meclis çoğunluğunu oluşturan partilerin kapatılması; meclisin kapatılması anlamına gelmez. Parti kapatılması düzenin asli olan aygıtının lağvedilmesi demek değildir. Siyasi partilere ilişkin bir durumu; devlete ilişkin bir durum gibi görmek yanılgılara yol açar.
Devletin bir aygıtının; diğer aygıtının ayağına çelme takmasını ya da kurşun sıkmasını; halkın lehine “ AKP karanlığından kurtuluş” olarak gösteren aklıevvel demokrasi aşığı siyasetçilerin, ideologların tuzu kuru. Çünkü, krizi devrim olanağına dönüştürecek emekçi sınıf gücü var olmadığı için, bu durumun geçici olduğunu biliyorlar. Kapitalist sistemi sarsacak ama öldürmeyecek bir krizin nemasının paylaşımında burjuva siyasilerine ve ideologlarına da kemik payı düşer. Olan yine, bir burjuva düzen aygıtına karşı sözde “mücadele veren” diğer düzen aygıtının peşinden sürüklenen emekçilere olacaktır. Emekçilerin bu süreçten yara almadan çıkması, ancak sınıfsal perspektife sahip devrimci bir karşı duruşa sahip olmaları ile mümkündür ki; bu güç ve örgütlenme bugün mevcut değildir. İşçilerin ve küçük üreticilerin sözde önderleri; burjuva düzenin korunması için her türlü fedakarlığın yapılması gerektiğini söyleyerek “aynı gemide olmanın” zorunluluğu ile geminin karaya oturmaması için her türden fedakarlığa hazır olduklarını her zaman söylediler ve eylemde de bunu kanıtladılar. Sömürüden kendilerine düşen payla yaşamlarını sürdüren beylerin; “kutsal” düzenin kapıkulları olarak; emekçilerin kesesinden harcayarak düzenin yürümesinde rol alacaklarını ilan etmeleri beklenmelidir. Bu önderlerin arkasından yürüyen emekçilerin de, hakları için mücadele vermekten vazgeçerek, burjuva düzenin, refaha kavuşması için ellerinden geleni ortaya koyacakları görülecektir. Dün ne olduysa bugün de aynısı olacak. Halk, kapitalist düzenin derdini, kendine dert edinerek, acı ilacı içecek.
AKP hakkında dava açılmasını ah, vah ile karşılayarak dövünen ya da bu dava nedeniyle yargıyı alkışlamak için ellerini kaldıran emekçilerin, boşaltılmış ceplerindeki son kuruşun da alınacağı açıktır.
Develer tepişirken, altta kalıp ezilmemek için; emekçiler, bu didişmede taraf olmamak ve kendi cephesinde kendi toplumsal çıkarlarını korumak için sağlam durmak zorundadırlar. Efendinin derdini kendi derdi sayan köle; yazgısını değiştirme olanaklarını da yok eder.
Mart-2008
BABÜR PINAR
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!Arkadasina Gönder!
0 yorum yazilmistir