1 MAYIS ENTERNASYONALİST SAVAŞIMIN ADIDIR
26/4/2008 · Kategori: Politika
Emperyalist-Kapitalist blok, küresel politikalarıyla, topyekün işçilere ve ezilen halklara saldırıyor. Bu saldırı, sınırlı ve bölgesel değil; küresel, boyutları esnek ve siyasi iktisadi, ideolojik cepheden yapılan bir saldırıdır. Dün Afganistan, Filistin, bugün Irak; Emperyalist-kapitalist bloğun silahlı işgaline uğradı. On yıllardır “kanayan yara” olarak tutulan bu bölgeler, adeta soykırımın deney alanı oldu. Emperyalist-kapitalist blok, bugün, küresel terörüne bahane buldu; İslamcı terörizm. Emperyalist terörizm; İslamcı teröre karşı “kendi ülkesinin çıkarlarını” savunma bahanesiyle hükmünü sürdürüyor. Sömürge halkların katli, çeşitli nedenler ileri sürülerek gerçekleştiriliyor. Sömürge ülkelerde, emperyalist bloğun çıkarlarına doğrudan bağlı kukla yönetimler oluşturularak, bölgesel egemenlikler pekiştiriliyor. Venezüella gibi ülkelerde, darbeler açıktan organize edilerek ve gerçekleştirilerek küresel düzeyde gericilik egemen kılınmak isteniyor. Ülkemizde yaşanan ekonomik ve siyasi krizin gerçek sorumluları olan emperyalist tekeller, politikacılar, uluslar arası iktidar odakları ve onların önerdikleri çizgiden sapmayan ve iktisadi kazanımları birlikte paylaşan Türk işadamları, siyasetçiler, bankacılar; bugün “sütten çıkmış ak kaşık” örneği şatafatlı savunulan savlarla ortaya çıkıp, krizden çıkma formülleri sunuluyorlar. Krizden çıkma formüllerinin hepsinin özünde faturanın işçilere-emekçilere ödetilmesi var. İşçiler, emekçiler gerçek anlamda alternatif iktidar olarak organize olamamaları nedeniyle, boyun eğerek bu faturayı ödüyorlar. Emperyalist-kapitalist bloğun küresel saldırısı, ekonomik, siyasi, askeri cepheden sürdürülürken, ideolojik alanda da burjuva medyası küresel ve bütünsel bir söylemle bu saldırıları meşrulaştırıyor. Egemenlerin saldırıları; ezilenlerin yanılsamalı bilincinde “haklılık” onayı alıyor; ezilenlerin çoğunluğu emperyalist saldırılara rıza gösteriyor. Emperyalist-kapitalist bloğun toplumsal alanlardaki saldırısı; dinsel ve ulusal eksenli “savunma” ve karşı saldırı ile önlenemiyor. Emperyalizmin saldırısına karşı ulusal ve dinsel “direniş” nihai olarak başarısızlıkla sonuçlanıyor. Hatta bu direniş ve karşı saldırı, emperyalist saldırıyı güçlendiriyor. Emperyalist-kapitalist bloğun, küresel ve topyekün saldırıya karşı direniş savaşımının, emeğin kurtuluşu ekseninde ve enternasyonal özle gerçekleştirilmesi zorunluluğu daha da açığa çıktı. 19.Yüzyılın sonunda, emeğin kurtuluşu savaşımlarıyla başlayan süreç, 20.yüzyılda emek eksenli devrimlerle taçlandı. 2.Emperyalist paylaşım savaşı yılları; dünyadaki emek-sermaye güçleri arasındaki çatışmanın vardığı durumun zorlamasına, boyun eğen ülkelerde, “ulusal” yönü öne çıkan sosyalist kurumlaşma ve aynı dönemde sömürge ülkelerde gerçekleşen ulusal kurtuluş savaşlarının ulaştığı boyut; sosyalist hareketlerin, kurumların enternasyonal savaşımını ve uluslar arası emekçiler dayanışmasını gölgeledi. Dolayısıyla sosyalist hareket, enternasyonal değerlerden uzaklaştıkça, sosyalizmin kuruluşu, tüm uluslardan işçilerin ve emekçilerin sorunu olmaktan çıktı. Ve yüzyılın sonunda Dünya işçileri, ulusal “işçi iktidarlarının” çözülmeleri ve kapitalist bloğa teslim olmaları karşısında sessiz kaldılar. Ulusal sosyalizm kurgusu, diğer siyasi ve iktisadi nedenlerle birleşince yenilgi kaçınılmaz oldu. Bu süreç boyunca emperyalist-kapitalist blok, öncelikle emeğin kurtuluşu eksenli enternasyonal dayanışma bağlarına ve değerlerine ideolojik ve siyasi cepheden saldırdı. Dünya işçilerinin, sosyalist iktidarları “kendi savaşımının dışında bir olgu” olarak görmesi ve bağlarını gevşetmesi oranında, emperyalist bloğun bu saldırısı başarılı oldu. Emperyalist-kapitalist bloğun; emekçilerin, işçilerin enternasyonal dayanışmasını ve savaşımını köreltme ve iğdiş etme tavrı bugün daha açıktan ve net biçimde sürüyor. Tekelci burjuvazi işçi sınıfının örgütlü bir “güç” olarak alanlara çıkmasının emekçi kitlelerde yaratacağı devrimci ruhu boğmak istiyor. Dünyanın önemli bir kesiminde işçiler ve emekçiler gitgide yoksullaşarak ve yoksullaştıkça da aşağılanarak; örgütsüz kaldıkça ve sınıfsal birlik ruhunu yitirdikçe, kanları ve terleriyle milyonlarına milyonlar kattıkları bir avuç bankacının, fabrika patronunun hizmetine girmek için birbirleriyle yarışıyorlar. Burjuva “ulusal” çıkarları için, tüm dünya ülkelerinin işçileri, emekçi halkları birbirlerine düşman ediliyor. Üretimin toplumsal niteliği, işçilerin sınıf birliğinin yolunu açıyor. Gezegenimizin her ülkesinde, işçilerin toplumsal durumu, işçilerin enternasyonal kardeşliğinin kurulmasının zeminini oluşturuyor. Finans kapital, Dünya işçilerinin aralarını bozmak ve birbirlerine düşman kılmak için ve dolayısıyla küresel kapitalist kölelik düzenini sürdürmek için, iktisadi, siyasi, ideolojik alanlarda büyük çaba gösteriyor; İşçi sınıfının enternasyonal değerlerinin, tarihsel kazanımlarının ayaklar altına alınması ve işçilerin, emekçilerin burjuva değerlerini kutsaması ve küresel sömürü sistemine boyun eğmeleri için elinden gelen her eyleme başvuruyor. İşçilerin uluslararası siyasi dayanışması ve birlikteliği burjuva devletlerce yasaklanıyor. Diğer yandan işçi sınıfına enternasyonal dayanışma bilinci kazandıran değerler köreltiliyor. Burjuvazi, Dünya emekçi kadınlar gününü, Dünya kadınlar gününe dönüştürerek iğdiş ediyor. 1 Mayıs’ın, enternasyonal özünü körelterek; işçilerce “ulusal” biçimde kutlanan güne dönüştürmek için çok özel bir savaşım yürütüyor. Sosyalist işçiler, emekçiler, aydınlar sermayenin bu saldırısını boşa çıkartmakla yükümlüdürler; 1 Mayıs’ın işçilerin ve emekçilerin enternasyonal dayanışma ve savaşım günü olduğu önemle vurgulanmalıdır. İşçiler ve emekçiler enternasyonal dayanışmayı ve savaşımı arka plana attıkları sürece, savaşımlarının gücü azalacak ve burjuvazi karşısında yalnızlaşmaları ve yenilgiye uğramaları kaçınılmaz olarak gerçekleşecektir. Ezilen halkların emperyalist saldırıya karşı savaşımlarının başarı ile sonuçlanması, savaşımın emek eksenli enternasyonal özde sürdürülmesine bağlıdır. Sosyalist edebiyatçılar, sanatçılar gerçek anlamda, ezilenlerden, sömürülenlerden yana bir tavır geliştirmenin yolunun enternasyonal söylem ve savaşımla olanaklı olduğunu unutmamak zorundadırlar. Bu tarz duruş bugün her zamankinden daha çok gereklidir. Emek eksenli, enternasyonal karşı duruşun, ulusal ve dinsel savunuyla sulandırmasına, revize edilmesine izin vermek yenilgiyi işin başından kabul etmek demektir. Türk, Yunan, Filistin, İsrail, İngiliz, İrlanda vb. işçilerinin enternasyonal kardeşlik türküleriyle, uluslar arasındaki çatışmayı körükleyen savaş naraları bastırabilir. 1 Mayıs enternasyonal dayanışma günü nedeniyle bir kez daha hatırlatmakta yarar var; Bugün sosyalizmin enternasyonal değerleri, tek tek “ulusal kimlikler” öne çıkartılarak deforme edilmektedir. Burjuva ideologları, “Nazım Hikmet”i Komünist ve Enternasyonal kimliğinden arındırarak “ulusal” bir kimlikle adlandırmak için “özel” bir çaba gösteriyorlar. Bu oyunu bozmak gereklidir. “Nazım Hikmet”ler enternasyonal ve komünist kimlikleriyle, dünya işçilerinin-emekçilerinin değeridirler. Onları bu vasıflarından arındırarak “ulusallaştırmak” Dünya sosyalist hareketinin enternasyonal değerlerini bozma ve yoketme girişimin bir parçasıdır. Emperyalist saldırılara karşı, siyasi, iktisadi, ideolojik, felsefi ve sanatsal alanda birleşik, enternasyonal bir karşı duruşu gerçekleştirmek, 1 Mayıs gününü gerçek içeriğiyle yaşamanın gereğidir.
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!Arkadasina Gönder!
0 yorum yazilmistir